Etiket Arşivi - tedavi

Domuz gribi, teşhisi ve doktorun yapamadıkları

Şu sıralar domuz gribi yüzünden en yoğun günlerimizi yaşıyoruz. Halk telaşlı ve korkuyor ama gerek acil servisde olmanın dezavantajları gerkse hastalığa ait bulguların normal gripten farklı olmaması nedeniyle tanıda cok sıkıntı yaşıyoruz. Hastemizde domuz gribi teşhisiyle 2 hasta vefat etti. 2sinin de kronik akciğer hastalığı mevcuttu. Benim nöbetime denk gelen 2 vaka da domuz gribi “şüphesiyle” yatırıldı ve tedavileri devam ediyor şu an. O 2 kişinin de altta yatat kronik akciğer hastalığı mevcut. Zaten baska teshis olmasına bile gerak yoktu. Genel görüntü ve arter kan gazı nedeniyle yatışlarının yapılması gereken hastalardı

Ama en büyük sorunu ayatan gelen gribal enfeksiyon hastalarında yaşıyoruz. günde 1000 kişiyi aşan acil vaka sayısına ulaştık son 2 hafta içinde ve bunların %70′i gribal şikayetlerle gelen hastalar ve bunların çoğu da daha yeni baslangıçlı ateşi olmayan sadece burun akıntısı ve hafif öksürük şikayeti ile gelenler. Birkaç gündür başlayanlar da var aralarında ama genel durumları iyi. Yine de ağızlarda tek soru kafalarda tek şüphe var. “Hocam domuz gribi olmasın?”

Ayrıntılar »

Acil serviste diyabetik hastaya yaklaşım

Ketoasidoz ve hiperozmolar hiperglisemi diyabetin en ağır akut metabolik komplikasyonlarındandır. Bu durumlar, hem tip 1 hem de tip 2 diabetes mellitus (DM)’da görülebilmektedir. Diyabetik ketoasidoz (DKA)’da mortalite oranı iyi ellerde %5’in altında iken hiperozmolar hiperglisemik durum (HHD)’da halen %15 gibi yüksek düzeydedir. Her iki durumda da prognoz, yaş ilerledikçe, koma ve hipotansiyon varlığında kötüleşmektedir.

Bu yazı, DKA ve HHD’de agreve eden faktörler ve Amerikan Diyabet Kurumu’nun tanı, tedavi ve önleme önerileri göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Farklı kliniklerde farklı protokoller kullanıyor olabilir fakat kendi araştırmalarım sonucunda erişkinler için en iyi tedavi protokülünün bu olduğuna karar verdim. Yazının devamını okuduğunuzda siz de bana hak vereceksiniz.

Ayrıntılar »

Menenjit etiyopatogenezi, tanısı ve tedavisi

Menenjit, beyni çevreleyen meningeal zarların ve spinal kordun enflamasyonudur. Bakteri, virus ve mantarlar gibi pek çok mikroorganizma menenjite yol açabilir. Çocukluk çağı bakteriyel menenjitlerinin %95’inden fazlasında üç mikroorganizma sorumludur:  S. pneumoniae, N. meningitidis ve H. influanzae tip B.

Gelişmiş ülkelerde HIB aşısının rutin kullanıma girmesiyle, bu bakterinin neden olduğu menenjit vakalarında ciddi azalma tespit edilmiştir. Seyrek olarak Grup B streptokoklar, gram-negatif enterik basiller ve Listeria monositogenez yenidoğan döneminde menenjit etiyolojisinde ön plana çıkmaktadır.

Akut bakteriyel menenjit çok sık olmamasına rağmen, halen normal konakta gelişen en ciddi enfeksiyondur. Mortalite ve morbidite oranları çok yüksektir; her 10 vakadan biri kaybedilmekte ve yedi vakadan birinde sağırlık veya çeşitli beyin zedelenmeleri şeklinde ciddi sekeller kalmaktadır.

Ateş, başağrısı, kusma ve ense sertliği menenjitin klasik bulguları olmasına rağmen kesin tanı için BOS incelenmesi şarttır. Düşük BOS glukozu ve yüksek BOS proteini ile beraber PMNL hakimiyetindeki hücre varlığı bakteriyel menenjiti işaret eder. Yenidoğan döneminde vakaların atipik bulgularla çıkabileceği akılda tutulmalıdır.
Ayrıntılar »

Akut Akciğer Ödemi Tanı ve Tedavisi

Sol ventriküler yetmezliğine bağlı akut pulmoner ödem sık karşılaşılan ve hayatı tehdit eden bir sorundur. Müdahale şüphelenildiği an yapılmalıdır. Semptom ve bulguları büyük miktarda sıvının intravasküler alandan interstisyum ve alveollere hareketi sonucunda ortaya çıkar.

Hem kardiak hemde non kardiak sebeplerle ortaya çıkar. Sol kalpteki ciddi yapısal veya fonksiyonel bozukluk sonucu akciğer kapiller basıncının ani yükselmesiyle akciğerde (intertisyum ve alveoller) hızla sıvı toplanması sonucu ortaya çıkan klinik durumdur. Patofizyolojisinde hidrostatik basınçta artış, onkotik basınçta azalma, akciğer kapiller geçirgenliğinde artma, lenfatik akımın azalması bulunur.

Ayrıntılar »

Akut Astım Krizi (Atağı) ve Tedavisi

Astım, havayollarında reversibl obstrüksiyon ve uyaranlara karı aşırı duyarlılıkla karakterize bir hastalıktır. Eskiden bronş düz kas gelimesi sonucu oluan epizodik öksürük, nefes darlığı ve wheezing olarak tanımlanırken, günümüzde astım kronik inflamatuvar bir akciğer hastalığı olarak kabul edilmektedir.

Yeterli tedavi alamayan veya herhangi bir tetikleyici etkene maruz kalan astımlı bir hastada, öksürük, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, hırıltı ve wheezing gibi semptomların ortaya çıkması ya da bu semptomların artması ve bu bulgulara solunum fonksiyon bozukluklarının eşlik etmesine ASTIM ATAĞI denir. Ataklar astımın mortalite ve morbiditesini belirleyen en önemli faktördür. Astım ataklarına bağlı ölümlerin çoğu hastane dışında ve kronik ağır astımlı hastalarda gerçekleşmektedir.

Ayrıntılar »

Acil Serviste Hipertansif Hastaya Yaklaşım

Acil servisde yine hasta potansiyelinin büyük kısmını oluşturan (Türkiye’de kronik hastalıklarda 4. sırada yer alıyor) ve genel olarak da acilin mudavimleri kabul edilen grubudur hipertansif hastalar. Zaten Türkiye’de bir çok hipertansiyon hastası olduğu biliniyor. Ama malesef hastaların kendileri bu konudan habersizler veya bildikleri halde ne diyetlerine ne de yazılan ilaçlara uyum göstermiyorlar. Halbuki çok basit bir şekilde herkesin bildiği bir tansiyon aleti ile tanı kolayca kanulabiliyor. Böylece basit bir hastalık olarak görülen ama tedavi edilmediği takdirde büyük sorunlara öncelikle ve belirti vermeden kalp ve böbrek üzerinde büyük hastalıklara yol açabliyor.

Tedaviye ve diyete uyumsuzluk bizim karşımıza acilde HT (Hipertansiyon) olguları ile gelmekte. Acil hipertansiyon tedavisinde asıl amaç kan basınıc değerini değil hastayı tedavi etmektir. Klinik çok önemlidir ve allta yatan nedene yönelik tedavi yaklaşımı belirlenmelidir. Hastanın birlikte aldığı ilaçlar, ek hastalıkları, gebelik durumu, yaş ve psikolojik durumu bu konular dahilindedir.
Ayrıntılar »

Anal Fistüller ve Abseler

ANAL FİSTÜLLER VE ABSELER

Anüs ve rektum  bölgesinin en sık görülen ve en problemli hastalıklarından birisi de ANOREKTAL  ABSELER VE FİSTÜLLER olup sebep ve başlangıç şekli muhtelif olmakla birlikte abse ve  fistüllerde ortak noktası ; tedavisi ve kontrolu genellikle zor , zaman zaman akut hecmelerle seyreden akıntılı , kronik seyirli ve kişiyi  biyolojik , anatomik , fizyolojik ve  psikolojik olarak yoran , komplikasyonlu bir bakteriyel enfeksiyondur.

Halk arasında fistüller , kelime benzerliği sebebiyle anal fissürlerle karıştırılır . Fissür , anüsteki çatlak veya yırtıklara denir . Fistül ise anüsten birkaç santimetre uzakta , abse sonucu oluşan akıntılı deliklerdir .

Anorektal abseler genellikle gürültülü başlar ve cerrahi drenajdan hemen   sonra belirgin bir rahatlama olur ; ancak akıntı azalsa bile tamamen kesilmez ; drenaj yerinde sürekli  veya ikide bir   akıntı yapan delik şekline , yani fistüle dönüşür . Demek ki  abse ve fistül ; ayni hastalığın iki yüzüdür . Abse , anüs veya rektum civarındaki bir anatomik boşlukta cerahat toplanmasıdır . Fistül de ; bu  absenin cilde veya başka bir komşu anatomik bölgeye açılarak sürekli akması ve absenin kronikleşmesidir.

Ayrıntılar »

Akut Batın (Karın) Ağrısına Yaklaşım

“Non-travmatik nedenlerle ortaya çıkmış, bir haftadan daha kısa süredir var olan, belirti ve bulguların karın bölgesinde yoğunlaştığı karın ağrısıdır”

Akut Batın (Karın) ağrısı, acil servislerin vazgeçilmez vakalarındandır.  Başvuruların yaklaşık olarak yüzde 10′unu oluşturur.  Çoğu nedeni basit mide ve barsak yakınmalı olsa da bazı medikal ve cerrahi nedenler kesinlikşe atlanmamalıdır. Ağrının karakteri, fizyopatolojisi, nedenleriü karın ya da karın dışı nedenli olup olmadığı, ayırıcı tanısı iyi bir anamnez ve fizik muayene ile tespit edilebilir. Genel anlamda batın ağrısına yaklaşımın büyük bir bölümü anmnez ve fizk muayeneye dayanır. Hekim lab. testleri ve grafilerle bu tanısını destekler.

Tatep‘in yayınladığı power point ppt formatlı sunu ile güncel Akut Karın Ağrısına yaklaşım prensipleri tanı ve tedavi yönetemleri hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Ayrıntılar »

Huzursuz bacak (Restless Leg) sendromu

Huzursuz bacak (Restless Leg) sendromu, otururduğunuzda  ve\veya yatarken bacaklarda oluşan olağandışı bir rahatsızlık hissi ile kendini belli eden genellikle hastalar tarafından tam olarak ifade edilemeyen ancak uyluk, bacak ve ayaklarda, hatta bazı insanlarda kollarda ürperme, kaşınma, ağrıma, ezilme, yanma, karıncalanma olarak ifade edilebilen, bazı hastalar ise kas krampı veya uyuşma ile karıştırabilen bir hastalıktır. İlk etapta çabuk atlanan veya çok önemsenmeyen bir hastalıktır. Bacaklardaki huzursuzluk hissi dinlenme zamanlarında ortaya çıkar. Hem kadınları hem de erkekleri etkiler, herhangi bir yaşta başlayabilir ve yaşla birlikte şiddeti artar.

Huzursuz bacak sendromu uyku kalitesini bozar, gündüz uykulu olma haliyle kendini belli eder. Hastalık hareketsiz kalma ile ortaya çıkar. Bir süre uzanıldığında veya oturulduğunda ortaya çıkar. Hareket etme ile yakınmalar azalır. Bazı hastalar önleyemedikleri bir hareket etme isteğinden bahsederler. Bacaklarını gerek yatakta hareket ettirmek gerekse birkaç adım yürümekle yakınmalar azalır. Yakınmalar akşamları artar: gündüz saatlerine göre akşamları aynı koşullarda yakınmalar daha yoğun izlenir. Uykuda bacak hareketleri sıktır. Hastaların önemli bir kısmında uykuda bacak hareketleri sendromu (periodic limb movements of sleep – PLMS ) olarak adlandırılan ayrı bir hastalık ile birlikteliği sıktır. Yaklaşık hastaların %80inde bu iki hastalık birlikte gözlenir.
Ayrıntılar »

Karbonmonoksit (CO) Zehirlenmesi ve Tedavisi

KARBONMONOKSİD ZEHİRLENMESİ VE TEDAVİSİ
İlk kez 1857 yılında Claude Bernard doku hipoksisinin toksik etkilerini tanımlamış ve 1895 yılında Haldane
karbonmonoksid (CO) toksisitesinin mekanizmasını ortaya koymuştur. Bu konuda günümüze kadar yapılan
yüzlerce çalışma ile CO zehirlenmesi patofizyolojisi ve tedavisi hakkındaki bilgilerimiz hayli artmıştır. Halen gerçek
vakaların yaklaşık üçte birinin tanınamadığı düşünüldüğünde, bir insidans belirtebilmek güç gözükmektedir.
CO zehirlenmesi “bin yüzlü hastalık” olarak adlandırılmaktadır. Letal olmayan CO zehirlenmesinin belirtileri viral enfeksiyonları andırmakta, hem CO zehirlenmelerinin hem de viral enfeksiyonların kış aylarında pik yapması, tanının akla gelmesini güçleştirmekte ve bir takım CO zehirlenmesi vakalarının atlanmasına yol açmaktadır.

Ayrıntılar »