Acil servis film gibi

Doktorların dünyasına ‘yakın bakış’ta bugünkü durağımız, en stresli ortamlardan acil servis. Doktorların, yoğunluk nedeniyle nefes almakta zorlandıkları servis, alışkın olmayanlar için pek ‘tekin’ değil. Kapıdan girenler beraberinde dramlar getiriyor. Üstelik yaşadığınız ülke hakkında da iyi ipuçları veriyor.
İstanbul’un kalbi Taksim’de, Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi ya da bilinen adıyla Taksim İlkyardım Hastanesi’nin acil servisindeyiz. Amacımız, akşam 19.00′dan başlayarak ertesi gün 07.00′ye kadar nöbet tutmak ve ‘acil gerçeği’ne tanık olmak.
73 metrekarelik, dört ‘box’lı (bölme) acil serviste üç doktor nöbet tutuyor. Birkaç saat önce gelen beş yaralanma vakası hareketli saatler yaşanmasına neden olmuş. 27 yaşındaki sağlık memuru Mesut Sinder, “Biraz önce burası kan gölüydü” diye konuşuyor.
İki saattir beklediğini söyleyen bir tansiyon hastası, “Biz de insanız” diyerek tepki gösteriyor. Yanıt: “Personel açığı var. Çok fazla yaralı geldi.” Hasta, doktor tarafından ‘box’a davet edilmeden önce yanımıza yaklaşarak, “Siz geldiniz diye düzelme var” diyor.
Saat 20.00′yi geçtiğinde acilin kapısından iki eliyle çenesini sıkıca tutan bir hasta giriyor. Cansever hemşire tarafından derhal ‘box’a alınan adam, ayağının boşluğa gelmesi üzerine düşerek çenesini kırmış. Biraz sonra polisler adama yaklaşarak, “Çekinme. Gerçekten düştün mü, yoksa kavga mı ettin?” diye soruyor. Hasta ise kesinlikle düştüğünü söylüyor. Bu soru, acilde polislerin en sık sorduğu sorulardanmış. Çünkü kavgaya karışanlar, “Düştüm” diyormuş.

Doktor pes diyor

Daha sonra gelen vakalar içinde öyleleri var ki doktorlara ‘pes’ dedirtiyor. Dr. Hüseyin onlardan yana dertli:
“Söz gelimi bir haftadır başı ağrıyanlar, Penisilin yaptırmak isteyenler geliyor. Ama iğnesini eczanede yaptırsa hem daha az para ödeyecek, hem de acil hastaları engellemeyecek.”


Doktorun haklı olduğu, gece boyunca gelenlerden anlaşılıyor. Kapıdan giren ‘gece makyajlı’ genç kadınının, “Astımım var. İçki içmeye gideceğiz. Acaba bir şey olur mu?” sözleri üzerine doktorun yüzünde “Demek istediğim buydu işte” ifadesi beliriyor.
“İstanbul’da 300′den fazla özel hastane var. Bazen burada öyle bir yoğunluk oluyor ki yoğun bakım servisinde dahi yer kalmıyor. O yüzden yoğun bakımdaki ‘en selim’ hastayı servise alıp 15 dakikada bir gerekli tetkiklerini yaparsınız. Buradan hangi hastaneye sevk etmek isteseniz karşılığında ‘Yer yok’ cevabı alırsınız. Ama buraya her yerden hasta gönderiliyor. Şu anda yoğun bakım dolu. Gelen bir kalp krizi vakasını ne yapacağız bilmiyorum” diyerek tabloyu çiziyor Dr. Hüseyin.

Herkes burada

Hastanenin acil servisine adli suçların hepsi geliyor. Polis gözaltına alacağı kişiyi önce buraya getirip sağlık durumunu öğreniyor, daha sonra zan altında kalmamak için. Çok sakin dediğiniz bir anda ambulans dayanıyor kapıya. Ya da peşi sıra polis ve yaralılar. Birdenbire ‘Acil Servis’ filminde gördüğümüz enstantaneler canlanıyor. Koşuşturmaca, sesler, inlemeler vs..
Saat 19.00′dan beri serviste bulunan, tek tük dişleri ve alık gözleriyle etrafı inceleyen Osman B., doktorlara göre ‘hap’ almış, bilinci pek yerinde değil. Yolda yürürken taksi çarpmış. Taksici tedavi masraflarını ödeyip işine gitmek istiyor ama Osman B. “Olmaz, davacıyım. Ya ölseydim?” diyor.
Tam bu sırada acilin kapısından başını eğerek giren 2.3 metre boyundaki Karşıyakalı basketbolcu Damon Thoronton’un kaşı patlamış. İTÜ-Karşıyaka maçında kaşına yediği dirsek nedeniyle hastaneye gelmiş.
Saat 23.00′e dek ‘ciddi’ bir hareketlilik yaşanmıyor. Akrep soktuğu için getirilen, ancak hastanede akrep serumu olmadığı için Şişli Etfal’e gönderilen ve paslı tel battığı için tetanos aşısı yapılan iki çocuk ile şiddetli karın ağrısı çeken genç kız dışında…
Saatler 24.00′ü gösterdiğinde ise karnını tutan 17 yaşındaki genç bir çocuk, iki ağabeyinin kolları arasında acile giriyor. “Apandisit” diyor ağabeyleri. Bakırköy Devlet Hastanesi’nden gönderilmişler. Dr. Pelin, sinirleniyor. Çünkü prosedüre göre hasta gönderileceği zaman hastaneden haber verilmesi gerekiyor. Doktor, “Kusura bakmayın sizi alamayız” diyor ve Bakırköy Devlet Hastanesi’ne telefon açıp haber verilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak hastayı göndermiyor.
Dr. Pelin de dertli: “Kastamonu’da eşeğin teptiği hasta dahi buraya getirildi. Haydarpaşa’dan da gönderiyorlar. 10. kattan düşen bir hasta geldi geçenlerde. Toyotosa Hastanesi’nde bakılmadıklarını söyleyip bize gelmişler.”

Mercedes’li yeşil kartlılar!

Bu arada Osman B. hâlâ acilde. Taksicinin senet yapma teklifini reddediyor ve yine “Davacıyım. Ya ölürsem ne olacak?” diyor. Bu arada üzerinde para olmadığı anlaşılıyor Osman B.’nin. yeşil kartının evde olduğunu, gidip onu alabileceğini söylüyor. Kendi isteğiyle hastaneden ayrıldığına dair bir yazı imzalatılıp gönderiliyor. Evi Tarlabaşı’ndaymış. Yarım saat sonra elinde yeşil kartıyla kapıda beliriyor.
Bu arada doktorlar buraya gelen hastaların yüzde 90′ının yeşil kartlı olduğunu söylemeden geçemiyor. Son model otomobille gelip yeşil kartlarını gösteriyorlarmış. Osman B.’nin bacağının kırık olduğu anlaşılıyor. Bir süre sonra alçılı bacağıyla tekerlekli sandalye üstünde gözden kayboluyor.
Doktorlar, şu ana kadar yoğun olmadıkları için seviniyor adeta. Çalışma koşulları ve ücretler eleştirilirken, hastanenin acil servisinin diğerlerinden farkını da dile getiriyorlar:
“Buraya herkes gelir. Sarhoşu, tinercisi, hapçısı, travestisi, sanatçısı, aklınıza kim gelirse. Taksim’de olduğumuz için tüm adli vakaları görebilirsiniz. Bizi en çok yoranlar ise travestilerdir. 20-30 kişi gelirler. Zarar verdikleri, cam kırdıkları da olur. Ama şu sıralar pek görünmüyorlar.”
Travestilerle ilgili bir diğer sorun da nereye konulacaklarıyla ilgili. Onlar kadınların olduğu odalarda kalmak istiyormuş ama erkeklerin yanına konuluyorlarmış. Polis memuru, cebindeki bayıltıcı spreyi gösterirken, onu travestilere karşı kullandığını, çünkü defalarca saldırıya uğradığını söylüyor.

‘Bu ne biçim hastane!’

Acil serviste saat 01.00′i geçtiğinde kucağında çocuğuyla gelen ailenin yüzünde endişe var. Çocuklarının hasta olduğunu söyleyen aileye doktor
“Çocuk servisimiz yok” diyor. Baba, “Ne biçim hastane burası? Tabii burası devlet hastanesi” diye bağırıyor. Dr. Musa, bu tür tepki ve şiddetle sık sık karşılaştıklarını söylüyor. Kısa bir süre önce bir doktorun burnu kırılmış.
Doktor ve hemşireler aslında sakin bir gece geçirdiklerini söylüyor. Ne doktor, ne personel, ne de hemşirelerde uyku belirtisi var. Dahiliyeci Dr.
Ömer Yapıcı, buna alıştıklarını belirtiyor. Yalnızca ilk üç ay zorluk çekilir, ondan sonra uykusuzluğa alışılırmış.
Yapıcı konuşurken, çığlıklar atan, sol eli kan içindeki Mehmet T. sedyeye yatırılarak içeriye alınıyor. “Parmaklarım gitti” diye bağıran hasta, sinirlenip elindeki bardakla masaya vurmuş. Doktorlar başına üşüşüyor. Mesut Sinder, seri bir şekilde nabız, tansiyon alıyor. Mehmet T.’nin çığlıkları dolduruyor içeriyi. Arkadaşları “Cesur ol ya!” diyerek teskin etmeye çalışıyor.

Yaralanan yaralanana

Mehmet T.’nin tedavisi sürerken, acilin kapısından yüzü kandan görülmeyen Süleyman A. adlı genç giriyor. Kavga sırasında başına şişe yemiş. Üstelik kalçasından bıçaklanmış. Doktorlar tekrar koşuşturuyor. Günlerden cuma olması nedeniyle özellikle saat 02.00′den sonra alkolün etkisiyle meydana gelen olayların kahramanları uğruyor hastaneye. Onların tedavisi yapılırken, özel koruma olan Emre Ö. sağ eli kanlı içeri giriyor. Kısa süre içinde iki dikiş atılıp gönderiliyor.

‘Kurtar elimi doktor!’

‘Box’larda hastalar yatarken Mehmet T. ağlamayla karışık çığlıklar atıyor. Aralık perdeden kesiklerin dikildiği görülüyor. “Doktor, elimi kurtar doktooor!” diye ağlayan hasta bir yandan da yakınlarına, “Arabamı satın elimi kurtarın” diyor. Dikişler atıldıktan sonra Şişli Etfal Hastanesi’ne gönderiliyor, çünkü burada plastik cerrahi yok. Mehmet T. sedye üzerinde servisi terk ederken yakınları doktorların ellerini sıkıp minnetlerini dile getiriyor.
Saat 03.00 sıralarında 112 Hızır Acil ambulansından indirilen kan
içindeki gence hemen müdahale ediliyor. Volkan P. adlı genç kendini jiletle kesmiş. Ağabeyi ve kardeşi onunla birlikte gelmiş. Bir ara bekletildiği için kardeşi isyan edip bağırıyor: “Ya ölüyor!” Doktorlara hakaret etmeye başlayınca Mesut Sinder, “Çık dışarı!” diyor. Polisler hemen onu uzaklaştırıyor. Sinder, “Birazdan camlar iner” diyor. Hemen ardından kırılan cam sesleri geliyor hastanenin bahçesinden. Polis memuru Özgür İ., adeta çıldırmış genci sakinleştirmeye çalışıyor. Genç, “Askerim ben. Antisosyal kişilik bozukluğu var bende abi. Götürmeyin beni karakola” diye bağırıyor.
Hemşire, “Burası sırf adrenalin” diyor, acilin açık penceresinden alkollü insanların naraları içeriye dolarken.
Dışarıda bu kargaşa yaşanırken acilin kapısında biri beliriyor. Posbıyıklı, alkollü, iri adamın gömleğinin önü tamamen kan içinde. Doktor “Devamlı rahatsızlığın var mı?” diyor. Yaralının yanıtı, “Çok şükür bir şeyim yok. Bel fıtığım var. Biraz da akıldan hastayım” oluyor. Doktorlar gülmüyor.
Saat 07.00′ye dek kritik vaka gelmiyor. Saat 16.00-07.00 arası hasta sayısı dokuzu bıçaklanma, ikisi apandisit, toplam 98. Normalde 100-150 oluyormuş bu sayı. Acile gelen sekiz kişinin yatışı yapılmış. İstanbul sabaha uyanıyor artık. ‘Sakin gece’ sona ererken, Dr. Metin kapıda sigara molası vermiş, yorgunluğunu atmaya çalışıyor.

Şiddeti sineye çekiyorlar

Acil servislerde çalışanlar hem hasta hem de hasta yakınları tarafından şiddete maruz kalıyor. Ankara ve Sivas’ta 190 kişiyle yapılan araştırmaya göre, son beş yılda çalışanların yüzde 67′si sözlü, yüzde 30.5′i fiili şiddet, yüzde 45.8′i ise tehditle karşılaşmış. Alkol ve madde bağımlılığı şiddet nedenleri arasında ilk sırada. İkinci neden ise bekleme süresinin uzun oluşu. Saldırganların yüzde 48.8′i 21-30 yaşlarında. Şiddete maruz kalanların yüzde 25.4′ü psikolojik sorunlar yaşıyor ve yalnızca yüzde 11.6′sı şikâyette bulunuyor.

Doktorun Dünyası yazı dizisinden alıntıdır

Bu yazıyı okuyanlar şunlara da göz attı:

YORUM YAZ

Mail adresiniz asla yayınlanmayacak ya da paylaşılmayacaktır. Yıldızlı alanları doldurmak zorunludur *